
Bir önceki yazım, Tony Lama markasının bilmem kaç bin dolarlık kovboy botu ile alakalıydı. Sizlerden “Bu kadar pahalı ayakkabıyı kim giyer” sorusuları gelince ben de bir araştırma yapayım dedim ve karşıma ilk olarak Lady Gaga Hanım geldi
Born This Way albümü için özel olarak yapılan ayakkabının resmine bakarsanız, işçiliğimn zerafetini de görebilirsiniz. Özel olarak Lady Gaga’nın bu siparişini onlarca kişi tarafından yaklaşık 18 iş gününde üretilmiş.
Lady Gaga ile ilgili özel haber yapan bir internet sitesinden aldığımız resimlere bakarsanız, çizmenin gerçekten çok güzel olduğunu görebilirsiniz. Bana sorarsanız siyah renk çok sıradan. Böyle çılgın birisi için renk çok soluk kalmış. Daha caf caflı renkler onu daha iyi anlatırdı diye düşünmekteyim…
Tony Lama markası, kuruluşunun 100. yılı dolayısıyla altın ve pırlantalarla çivilenmiş kovboy botları hazırlamış. Botlar 14 ayar 4,4 ons altın ve 100 adet pırlanta ile süslenmiş. Dubbed El Rey (Kral) IV ismi verilen botlar, timsah derisinden yapılmış olup 8 tasarımcıyla ile 5 ayda üretilmiş. Bu özel bot 50.000$ değer biçilmiş.
Ayrıca bu ürünleri alanların adlarının açıklanmayacağı bildirilmiş. Ne diyelim, dost başa düşman ayağa bakacağına göre düşmaların aklı başından gidecek
Kırmızı başlıklı kız gibi oldu biraz başlık. Bugün Milliyet’te okuduğum bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Ayakkabılara ve pantalon boylarına dikkat diyorum:
Bir kadın için evlenmenin ne demek olduğunu sorsak, eminiz ki tüm kadınlardan farklı cevaplar alırız. Tarih boyunca süregelen düğün törenlerine şahitlik eden çoğu kadın, bir gün prensesler gibi bir düğünün hayalini kurar. Elbette kusursuz bir düğün için, herşeyin kusursuz olması gerekir. Özellikle de “gelinliğin”!..
Jil Sander İlkbahar-Yaz 2012
Moda dünyası her sezon farklılıkları ile yeniliklere yelken açıyor. Her geçen sezonda tasarımlar daha da cesur davranarak trendlerin ve belki de geleneklerin dışına çıkıyor. Üretmek istediklerini hayal güçleri ile birleştirerek harikalar yaratan tasarımcılar, “kendi tarzları” ile yeni bir dünya yaratmanın çabasında modaseverlerin ilgisini daha da üzerine topluyor.
Givenchy İlkbahar-Yaz 2012
Meraklı bakışlar altında podyumda yürüyecek modellerin giydiği kıyafetler elbette herkesin hoşuna gitmek zorunda değil. Bu durum sadece tasarımcının gelecek sezon için fikirlerini ortaya koyma biçimi ile alakalı. Show, detaylar hepsi, tasarımcının ulaşabildiği kesimle ilintili. İşte tam da bu noktada konu, 2012-2013 sezonunda ortaya çıkan “pantolonlu gelinler” akımına geliyor. Modanın her soruya verdiği cevaplar burada değişiklik gösteriyor ve tasarım sektörünün “asi çocukları” pantolon gelinlik akımı ile herkesi şaşırtıyor.
Yves Saint Lauren İlkbahar-Yaz 2012
Çoğumuza göre belki de yeni bir akım olarak sayılabilecek “pantolonlu gelinler” aslında daha çok rahatlığın vurgulanması açısından önem taşıyor. Rahatlıklarına düşkün olan, kabarık ya da dar eteklerin içinde olmak istemeyen gelinler için, ceket-pantolon takımlarının tasarlandığı ve bu tarzı ile de şıklığı yakalayabilmelerini sağlayacak birçok tasarım mevcut. Ayrıca bu tarzı tercih etmek isterseniz, gelinliğinizi farklı kombinlerle düğün sonrasında da değerlendirme şansınız oldukça yüksek. Yıllarca dolapların derinliklerinde duracak bir elbiseden farklı olarak düğün heyecanınızı bir parçasını kullanarak devamlı hale getirmekte elbette mümkün!:)
Paul Smith İlkbahar-Yaz 2012
Jil Sander, Paul Smith, Stelle McCartney, Valentino ve daha birçok tasarım dünyasının hatırı sayılır isimleri, pantolonlu gelinlik tasarımlarına imza atarak, kadınlar için seçenekleri arttırıyor. Ayrıca çoğu tasarıma dikkat edilirse, bol paçaların kullanılması, pantolonların etekten farksız durmadığını da gösteriyor. Elbise geleneğine son vererek, romantiklikten biraz uzaklaşsa da “pantolon gelinlik” modellerini seçecekseniz, derin bir araştırma yapmanız da yarar var. Gelinlik önemli bir ayrıntı ve stilinize en uygununu bulmak elbette meşakatli iş!.
Emporio Armani İlkbahar-Yaz 2012
Moda dünyasındaki tasarımcıların bir sonraki adımda gelinliklerle alakalı nasıl bir “tarz” yaratacakları bilinmez ama şimdiden “pantolonlu gelinleri” sokaklarda görürsek biz hiç şaşırmayacağız!..
* Bu yazı Milliyet Gazetesi’nden alınmıştır.

Şimdiye kadar hep kovboy ayakkabısı, kovboy botu ve kovboy çizmesinin gündelik hayatta nasıl giyildiğini anlatmaya çalıştık. Peki düğünlerde kovboy çizmesi nasıl giyilir, ya da adım adım sonuca gidersek soruyu şöyle soralım: Düğünlerde kovboy çizmesi giyilir mi?

Valla Türkiye’de herhangi bir düğünde damat ya da gelinin converse giydiğine şahit oldum ancak kovboy çizmesi giydiğine şahit olmadım. Sadece gazetelerden okuduğum kadarıyla Kıraç, düğününde kovboy çizmesi giymiş ancak düğündeki resimlerinde pek ayakkabısı gözükmediği için kesn birşey söyleyemiyorum.

O zaman biz en iyisi kovboy botunun anavatanı olan Texas’a ve çevre eyaletlerindeki düğünlere bakalım. Bu coğrafyadaki düğünlerin en önemli aksesuarları ayakkabı, şapka ve kemerdir. Ayakkabı tabiiki kovboy çizmesi olacak. Ucu sivri ya da oval olsa bile konç tarafı mutlaka kartal , apaçi v.s gibi desenlerle süslenmiş olmalı.

Kemer ise geniş tokalı olacak. Düğünlerde gelinlikle kontrast bir renk yaratmak için genellikle damat, siyah şapka seçer. Onun dışında erkeğin en iyi arkadaşlarına “Best Man” gelininkilere de “Nedime” yani “Maid of Honor” denir. Bu kişiler genelde 3 ya da 5 kişi arasında olur ve tümü aynı kıyafeti giyer. Gerçi son yıllarda Türkiye’deki bazı düğünlerde de bu görüntüleri görmeye başladık.

Dikkatimi çeken en büyük farklılık ise gelinliklerde oldu. Krem ve beyaz rengin yanısıra kovboy gelinliklerinde bazen mavi gelinliklere de rastlamak mümkün. Bunun sebebi iki nedenden olabilir:

İlki, Amerika’nın bayrağındaki mavilik ya da kot kumaşın rengine olan gönderme olabilir diye söyleniyor.

Neyse, herzaman dediğimiz gibi: az laf, çok resim ![]()

İki hafta önce dünyanın en büyük ayakkabı fuarı için İtalya’nın Milano kentine gittim. Dünyanın dört bir yanından gelen ayakkabı üreticileri burada stant açmak için can atar. MİCAM adı verilen bu organizasyon mart ve Eylül olmak üzere yılda iki kez yapılır. Tabi dünyanın en ünlü markalarının stantlarına girdim.

Ayakkabı üretimini bilmeyenlerin şaşıracağı bir ayrıntı: Bu fuarda, bir dahaki senenin kışlık modelleri sergilendi. Yani dünyanjın en ünlü mağaza zincirleri bir dahaki kış sezonunu şimdiden sipariş olarak geçtiler. Birdahaki kış heryerde binici moda göreceğiz, bu da şimdiden size verdiğim ufak bir sır olarak kalsın ![]()

Peki neden başlığımız “2012 Yaz Ayakkabı Modası” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Stantlarda gezerken fotoğraf çekmek sıkarda o yüzden. Ben şimdi size gezdiğim İtalya’nın şehirlerindeki vitrinleri anlatıcam da ondan ![]()

Milano, Bolonya, Rimini, Ricionni, Floransa ve Roma bu gezimde gittiğim şehirlerdi.

Genelde ucu sivri aksesuarlar kullanılmış. Kremit, hardal ve yeşil renkleri heryerde gördüm. Eskiden altın künyesini taktığmız baklava aksesuar da çok moda. Taban olarakta bu yaz heryerde feta taban göreceğiz. Bu yaz topuk yok denecek kadar az. Tabanların ise hafifi (eva) heryerde. Yıllardır bildiğimiz converse’nin bile fetasını görünce dedimki tamam, bu sene topuk yok, feta var.

Yukarıda da belirttiğim gibi vitrinler rengarenk. Kovboy çizmelerinde bile rengarenk nakışlara rastlamak mümkün . Binici botunu andıran, lazerlerle süslenmiş yazlık botlar da az değildi.

Aslında az laf çok resim daha doğru olur…


Her sezon yeni modeller, renklerle karşılaşıyoruz. Burada size elimizden geldiği kadarıyla Milano, Paris, New York, Tokyo vitrinlerini anlatmaya çalışıyoruz. Peki ya geleneksel ayakkabılar? Tabii ki geçmişi bilmeyen geleceği göremez sözünde olduğu gibi bundan böyle fırsat buldukça size her ülkenin geleneksel ayakkabılarından da bahsedeceğim.

İsterseniz gelenek olarak bizden çokda uzak olmayan Kore ile başlayalım.
Korelilerin giydiği geleneksel ayakkabıya “Gomusin” derler. 20. yüzyılın başında plastikten yani petrol türevli maddelerin keşfedilmesiyle, bizdeki cankurtaranın yerini almıştır. Plastik Gomusinlerin daha fazla ilgi görmesinin en önemli sebebi, temizliğinin kolay oluşudur.

Düşük pontta ökçesi vardır ya da hiç ökçesi yoktur. Aynı babet gibidir.
Kovboy çizmesi fiyatları; diğer ayakkabı, bot ve çizmelere göre farklılık göstermektedir bu da gayet doğaldır. Genelde kovboy tipi ürünlerde işçilik çok önemlidir. Bu yüzden western tipi ürün yapan yer sayısı da oldukça azdır. Gelin isterseniz kovboy çizmesine bir bakalım.

Öncelikle çoğu kovboy çizmesinde motifler görülmektedir. Bu bir kartal resmi olabilir, bir apaçi figürü olabilir, çölde yetişen bir bitkinin nakış dokuması olabilir v.s
Yukarıda yazması kolay olan bu motifleri, çizmenin koncuna işlenmesi ya da uygulanması bu kadar da kolay olmamaktadır. Bu yüzden genelde kovboy çizmeleri “Hand Made” denilen “El Yapımı”dır.

Oran vermek gerekirse, 1 çift kovboy çizmesi yapımı ile 20 çift normal bir ayakkabı yapım süresi birbirine eşittir. Gerisini siz düşünün.

O yüzden genelde firmalar kovboy çizmesi yapmaya pek hevesli değillerdir, zaten hevesli olmaları da birşey ifade etmez çünkü makina parkuru bu tip ayakkabılarda farklıdır, bir de kovboy çizmesini sadece meslekte çok usta kişilerden başkasının yapamayacağını eklersek neden bu tip çizme fiyatlarının diğerlerine göre yüksek olduğunu herhalde anlamış oluyoruz. Bu arada daha deriden de bahsetmedim. O nakış ve işçiliği kaldıracak deri seçimi de önemlidir.
Kısacası:
Deri: Kaliteli olmalı
İşçilik: Kaliteli olmalı (Saya dikimi diye tabir edilen derinin dikimi ve birleştirilmesi, nakışın sık olması, desenlerin belirgin olması, renk uyumunun abartılı olmaması ya da sıradan olmaması v.s)
Makine Parkuru: Kaliteli olmalı
Kullanılan Taban: Kaliteli olmalı (Tabanın kauçuk, ökçenin ise yüksek ve kavisli olması tavsiye edilir)
Taban demişken gelin hep beraber halk arasında “Kösele Taban” nedir bir bakalım. Kösele aslında hayvanın derisinden elde edilen gerçek deridir. Hayvanın derisinin üst katmanları (Kılın altı) 1.sınıf deri olarak tanımlanır. Kösele ise hayvanın derisinin en alt tabakasıdır. “Krom” denen bir kimyasalla bu alt tabakadaki deri reaksiyona girer ve sertleşir. Böylece ayakkabıda kullanılan “Kösele Taban” olmuş olur.

Eğer düğünde dernekte, yazın, takım elbisenin altına kısacası gündelik giyimden ziyade özel günlerde giyeceğiniz bir ayakkabı alıyorsanız tabii ki kösele taban tercih edilmelidir. Deri kökenli olduğu için ayak hava alır ancak su ile karşılaştığında ayağınız ıslanabilir ve ayakkabı kolaylıkla deforme olur ayrıca kösele taban yağmurda, karda kayar.

Bu yüzden ben kişisel olarak ayakkabı, bot ve çizmelerde kauçuk tabanı tavsiye etmekteyim.
Kauçuk tabanın ana hammaddesi kauçuk ağacından üretildiği için kösele gibi hava alır ancak yağmurda kolay kolay deforme olmaz. Bu sebeple kauçuk tabandan yapılan ayakkabılarda kayma ve su geçirme gibi sorunlarla karşılaşmazsınız.
Yukarıda elimden geldiği kadarıyla sizlerle gerçek kovboy çizmesinin nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Ayrıca kovboy çizmesi fiyatlarının neden yüksek olduğunu da dilimin döndüğünce izah etmeye çalıştım. Bence her insanın ayakkabılığında bir kovboy çizmesi olmalı. Kot pantalon altına giyilen bir kovboy çizmesinin yarattığı “ASİ RUH”u hiçbir şeyde bulamazsınız.
*Resimdeki ürünler, dünyaca ünlü FootCourt markasına aittir. (www.footcourt.com sitesinden bu ürünlere ulaşabilirsiniz.)
Luciano Carvari markasını daha önce ne duydum ne de işittim. Ne tür ayakkabı yapar onu da bilmem ama internette yaptığım bir araştırma esnasında google amcaya “enteresan reklam resimleri” diye sorduğumda karşıma çıkardığı resimler, hele hele ayakkabı ile ilgili olunca bir hayli dikkatimi çekti.

Resimlerin üstündeki yazıyı araştırdığımda beni bu ayakkabı markasının web sayfasına taşıdı.

İsim italyanca olmasına rağmen (tam emin olmamakla beraber) bir rus firması izlenimi verdi.

Yok yok, ikinci kez baktım şimdi, kesin rus firması ![]()

Demekki Türk firması olupta italyanca firma ismi koyan tek ülke biz değiliz ![]()

Ben aslında başka birşey diyecektim ama bir anda söyleyeceğim şeyi de unuttum.

Hahh, şimdi hatırladım. Valla bence reklam dediğin böyle olmalı. Biraz “Colours of Benetton” kokmalı, ilgi çekmeli

Genç reklamcılara nacizane öğütüm budur ![]()

Geçen hafta Posta Gazetesi’nde bir haber opkudum ve gerçekten çok hoşuma gitti, hatta bir mühendis olarak kendime “Nasıl benim aklıma daha önce gelmedi” diye de sordum. Mantık çok basit:

Bir kaç lise öğrencisi, arabadaki park sensör mantığında bir cihaz geliştiriyorlar ve ayakkabıya monta ediyorlar. Böylece görme engelliler de beyaz sopalarından kurtuluyor.
Gerçi bu kadarıyla bana göre çok çıplak yani yetersiz bir proje çünkü ufacık birşeye bile sinyal uyarı verdiğinde, neredeyse yürümek imkansız hale gelebilir ama yine de çıkış noktası bence harika.





















